Home / Genel / Yürütmeyi Durdurma Kararı İçin Örnek Dilekçe

Yürütmeyi Durdurma Kararı İçin Örnek Dilekçe

Yürütmeyi Durdurma Ve Duruşma İstemlidir
   
 
 
 
 
                     ………. İDARE MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI’NA
DAVACI :…………..
 
 
VEKİLİ :………………………..
DAVALI :Sağlık Bakanlığı- Ankara
D. KONUSU : Müvekkile uygulanan devlet hizmeti yükümlülüğü işleminin yürütülmesinin durdurulması ve iptali ile bu işlemin dayanağı olan, 05.07.2005 gün ve 25866 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5371 Sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu, Sağlık Personelinin Tazminat Ve Çalışma Esaslarına Dair Kanun, Devlet Memurları Kanunu Ve Tababet Ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun ile Sağlık Bakanlığının Teşkilat Ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile Sağlık Hizmetleri Temel Kanununa eklenen Ek madde 3,4,5,6 ve Geçici 6. maddeye ilişkin Anayasaya aykırılık iddiamız ciddi bulunarak dosyanın incelenmek üzere Anayasa Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi istemidir.
T. TARİHİ : ………………….
AÇIKLAMALAR :
Sağlık Bakanlığı tarafından, 25 Ağustos 1981 gün ve 17439 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 2514 Sayılı Bazı Sağlık Personelinin Devlet Hizmeti Yükümlülüğüne Dair Yasa ile, bazı sağlık personeline devlet hizmeti yükümlülüğü getirilmiş ve 24.7.2003 tarihine kadar sadece hekimleri kapsar bir biçimde 22 yıl uygulanmıştır.
24.7.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4924 sayılı Kanun ile 2514 sayılı Kanun yürürlükten kaldırılmış ve zorunlu çalıştırma uygulamasına son verilmiştir.
05.07.2005 gün ve 25866 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5371 Sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu, Sağlık Personelinin Tazminat Ve Çalışma Esaslarına Dair Kanun, Devlet Memurları Kanunu Ve Tababet Ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun ile Sağlık Bakanlığının Teşkilat Ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile Sağlık Hizmetleri Temel Kanununa eklenen Ek madde 3,4,5 ve 6. madde ile zorunlu çalıştırma uygulaması yeniden getirilmiştir.
Aynı Yasaya eklenen geçici 6. madde ile “Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte tıp fakültelerinde öğrenim görenler ile tıpta uzmanlık ve yan dal uzmanlık eğitimi yapmakta olanlar bu Kanunun ek 3 üncü maddesi hükümlerine göre Devlet hizmeti yapmakla yükümlüdürler” düzenlemesi yapılarak Yasanın kapsamı belirtilmiştir.
Ek 3. maddede “..İlgili mevzuata göre yurt içinde veya yurt dışında öğrenimlerini tamamlayarak tabip, uzman tabip ve yan dal uzmanlık eğitimini tamamlayarak uzman tabip unvanını kazananlar, her eğitimleri için ayrı ayrı olmak kaydı ile..” devlet hizmeti yükümlülüğüne tabi olacakları ile yükümlülük süresinin hesabında “…Yıllık, mazeret ve hastalık izinli geçirilen günler ise yükümlülük süresine ilave edilir.” düzenlemesine yer verilmiştir.
Ek 4. maddenin son fıkrasında ise “ …Devlet hizmeti yükümlülüğü kapsamındaki personel, bu görevlerini tamamlamadan mesleklerini icra edemezler.” hükmü bulunmaktadır.
HUKUKA AYKIRILIK NEDENLERİ
 
1- Anılan Yasa ile Tıp Fakültesinden mezun olan her hekim, Sağlık Bakanlığı bünyesinde veya onun onay verdiği kurumlarda kamu hizmetine girmeye zorunlu tutulmakta, bu zorunluluğa uymayan veya uymak istemeyen bütün hekimler hiçbir biçimde ve hiçbir yerde hekimlik yapamamaktadır. Bu uygulamanın ise sağlık personelinin ülkede dengeli dağılımını sağlamak amacı ile yapıldığı belirtilmektedir.
Zorunlu devlet hizmeti yükümlülüğü uygulaması ve bu uygulamanın dayanağı olan ve bir bütün olarak zorunlu devlet hizmeti yükümlülüğünü düzenleyen 5371 Sayılı Yasa hükümleri ile değişik 3359 sayılı Yasa hükümleri ;
Anayasa’nın 2. maddesinde öngörülen sosyal hukuk devleti ilkesine aykırıdır.
5. maddesinde devletin temel amaç ve görevleri arasında yer alan “…kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya,insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamak” ödevi ile bağdaşmamaktadır.
10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesine aykırıdır.
11. maddede öngörülen Anayasanın Bağlayıcılığı ve Üstünlüğü ilkesine aykırıdır.
13. Madde de belirtilen sınırlama ilkelerine aykırıdır.
18. Maddede belirtilen zorla çalıştırma yasağına aykırıdır.
27. Madde de düzenlenen Bilim ve Sanat hürriyetine aykırıdır.
42. Maddede öngörülen Eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevine aykırıdır.
Anayasanın başlangıç bölümünün 6. paragrafında yer alan “Her Türk vatandaşının bu Anayasadaki temel hak ve hürriyetlerden eşitlik ve sosyal adalet gereklerince yararlanarak…onurlu bir hayat sürdürme ve maddi ve manevi varlığını bu yönde geliştirme hak ve yetkisine doğuştan sahip olduğu” düzenlemesine aykırıdır.
2-Anılan Yasa hükümleri ile hekimlere, eğitim gördükleri okullardan mezun olduktan sonra zorunlu çalışma uygulaması getirilmiş, bu zorunlu çalışmayı, Sağlık Bakanlığı bünyesinde yada onun tasvip edeceği kurumlarda yapma zorunluluğu öngörülmüş, zorla çalışmayı tamamlamadan hiçbir biçimde çalışamayacakları, mesleklerini serbest olarak yapamayacakları ve bu yasağın süresiz olduğu belirtilmiştir. Yasa hükümleri Anayasanın 18. Maddesinde belirtilen zorla çalıştırılmama hakkını ortadan kaldırmıştır.
Bilindiği üzere bir çok çağdaş demokratik toplumların Anayasalarında, sanat ve bilim ile araştırma ve eğitim özgürlüğü yasa ile sınırlama, düzenleme, müdahale olanakları tanınmadan garanti altına alınmıştır. 2514 sayılı Yasa ile eğitim hakkı ve özgürlüğü ile bilim ve sanat özgürlüğü sınırlandırılmıştır. Çünkü zorunlu olarak Sağlık Bakanlığı kadrolarında ya da onun tasvip edeceği kuruluşların kadrolarında çalışmak istemeyen kişilerin tıp fakültesinde eğitim görme ve mezun olduktan sonra tıpta uzmanlık eğitimi görme bu eğitim sonucunda elde ettikleri mesleki bilgilerini uygulama hakları ellerinden alınmıştır.
Zorla Çalıştırılmama hakkını ortadan kaldıran ,eğitim ve öğrenim hakkı ile bilim sanat özgürlüğüne 5371 sayılı yasa ile getirilen sınırlamalar, başta da belirtildiği üzere Anayasa’nın 2. maddesine,5. maddesine,11. maddesine,13. maddesine aykırıdır.
3-Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca temel hak ve özgürlükler, Anayasanın sözüne ve ruhuna uygun olarak ancak yasa ile sınırlanabilir, sınırlama demokratik toplum düzeni gereklerine aykırı olamayacağı gibi öngörüldüğü amaç dışında da kullanılamaz. Sınırlamanın sınırlarını belirleyen bu düzenleme, hukuk devleti olmanın sonucudur. Bir Anayasa Mahkemesi kararında da belirtildiği üzere;“özgürlükçü olmak yanında, hukuk devleti olmak ve kişiyi ön planda tutmak da aynı rejimin ögelerindendir…Bu anlayış içinde özgürlüklerin yalnızca ne ölçüde kısıtlandığı değil, kısıtlamanın koşullar, nedeni yöntemi, kısıtlamaya karşı öngörülen kanun yolları, hep demokratik toplum düzeni kavramı içerisinde değerlendirilmelidir. Özgürlükler ancak; istisnai olarak ve demokratik toplum düzeninin sürekliliği için zorunlu olduğu ölçüde sınırlandırılabilir. Demokratik hukuk devletinde,güdülen amaç ne olursa olsun, özgürlük kısıtlamalarının bu rejimlere uygun olmayan yöntemlerle yapılmaması ve belli bir özgürlüğün kullanılmasını ortadan kaldıracak düzeye vardırmamasıdır”(AMK. E.1985/8, K.1986/27- 26.11.1986)
Anayasa Yargısı kararlarında da belirtildiği üzere , temel hak ve özgürlüklere yönelik sınırlamaların; orantılılık ilkesi açısından aracın kullanılması amaca ulaşmak için elverişli olmalıdır. “Elverişlilik devletin müdahale ile yarattığı durum ile güdülen amacın gerçekleşmiş olarak değerlendirildiği durumun, günlük yaşam deneyimlerinden çıkarılan bir nedensellik bağı içinde bulunmaları anlamına gelmektedir”. Prof. Dr. Zafer Gören, Anayasa Hukukuna Giriş,1997 İzmir 1.Baskı sh.365
Aracın kullanılması amaca ulaşmak için zorunlu (gerekli ) olmalıdır. “Zorunluluk, müdahale ile yaratılan durum dışında devletin daha büyük zahmete girmeden yaratabileceği başka bir durumun olmaması, bu durumun vatandaş için daha az külfetli olması, bu durumun güdülen amacın gerçekleşmiş olarak değerlendirildiği durumla günlük yaşam deneyimlerinden çıkarılan bir nedensellik bağı içinde olması demektir.” Prof. Dr. Zafer Gören, Anayasa Hukukuna Giriş,1997 İzmir 1.Baskı sh.365
Müdahale veya tecavüzün birey bakımından anlamı ile güdülen amacın doğru değerlendirilmiş, iyi tartılmış bir ilişki içinde olması istenmektedir.
4-5371 Sayılı Yasanın devlet hizmeti yükümlülüğünün getirilmesine ilişkin gerekçesinde ; “Bilindiği üzere, 21.8.1981 tarihinde kabul edilen 2514 sayılı Bazı Sağlık Personelinin Devlet Hizmeti Yükümlülüğüne Dair Kanun ile, tabip ve uzman tabiplere muhtelif fasılalarla 24.7.2003 tarihine kadar Devlet hizmeti yükümlülüğü uygulanmıştır.
24.7.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4924 sayılı Kanun ile emsallerine göre daha yüksek ücret ödenmek suretiyle söz1eşmeli statüde sağlık personeli çalıştırılması öngörülerek 2514 sayılı Kanun yürürlükten kaldırılmış ve zorunlu çalıştırma uygulamasına son verilmiştir.
Ancak, özendirilerek gönüllü çalıştırma esasına dayanan 4924 sayılı Kanunun yaklaşık iki yıllık uygulamasında diğer sağlık personelinde yeterli istihdam sağlanmakla birlikte, uzman ve pratisyen hekim istihdamında istenen sonuç elde edilememiş ve ihtiyaç karşılanamamıştır.
Nitekim, iki yıllık süre içerisinde ilan edilen toplam 1081 sözleşmeli uzman tabip pozisyonuna 200 uzman tabip yerleştirilebilmiş ve bunlardan 136’sı göreve başlamıştır. Pratisyen tabiplerde kısmen başarı sağlanmakla beraber ihtiyaç tam olarak karşılanamamış, aynı süre içerisinde ilan edilen 3524 sözleşmeli pratisyen tabip pozisyonuna 2191 kişi yerleşmiş ve bunlardan 1565 pratisyen tabip göreve başlamıştır. Aynı dönemde 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi olarak hizmete alınan uzman hekim sayısı 386, pratisyen hekim sayısı ise 855’tir. Oysaki, Devlet hizmeti yükümlülüğünün uygulandığı 2002 yılında 1425 uzman hekim, 2735 pratisyen hekim istihdamı sağlanmıştır. Bu durum göstermektedir ki, getirilen bütün teşvikler ve özellikle hekim ihtiyacı had safhada olan kalkınmada öncelikli yörelerde ödenen yüksek ücretler buralara yeterli talebin olmasını sağlayamamıştır”sözlerine yer verilmiştir.
Oysa bu gerekçe gerçekliği ifade etmemektedir. Çünkü Sağlık Bakanlığı tarafından hekimler, 657 sayılı Yasaya tabi memur kadrosu yerine iş güvencesi ve özlük hakları yönünden çok daha olumsuz düzenlemelere sahip olan sözleşmeli personel olarak çalışmaya zorlanmışlardır. Hekimler görece ücretin yükseldiği ancak, iş güvencesi ve diğer sosyal hakların ya ortadan kaldırıldığı ya da oldukça azaltıldığı bir personel statüsünde çalışmak istememişlerdir.
4924 Sayılı Yasa ile açıktan atamalar konusunda3359 sayılı Yasaya Ek 1. madde eklenmiştir. Bu maddedeKamu kurum ve kuruluşlarının uzman (T.U.T.G.), uzman tabip, tabip, diş tabibi ve eczacı kadrolarına yapılacak açıktan atamalar, açıktan atama izni alınmaksızın mevzuatta öngörülen işlemlerin tamamlanmasından sonra sınavsız ve kura ile yapılır.
Klinik şefi, klinik şef yardımcısı, başasistan ve asistan kadrolarına, açıktan atama izni alınmaksızın ilgili mevzuatı çerçevesinde atama yapılır. Kura yoluyla yapılacak atamalara ilişkin usul ve esaslar Sağlık Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.kuralı getirilmiştir.
Sağlık Bakanlığı tarafından bu yönetmelik Yasanın yayımından tam 7 ay sonra 15.02.2004 günü Resmi Gazetede yayımlayarak yürürlüğe konulmuştur.
Oysa 4924 sayılı aynı Yasa ile çıkarılması öngörülen, Sözleşmeli Sağlık Personeli Atama ve Nakil Yönetmeliği ise 2 Eylül 2003gün ve 25217 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe konulmuştur. Üstelik bu Yönetmelik sağlık personelinin görevlendirilmesi konusunda oldukça yeni hükümleri içermesi nedeniyle daha uzun sürede hazırlanması sözkonusu olabilecek iken hızla çıkarılmıştır.
Sağlık Bakanlığı, esasen hekimleri 657 sayılı Yasaya tabi memur olarak atamak istememiş, sözleşmeli çalıştırmak istemiş, ancak büyük oranda hekimlerin sözleşmeli çalışmak istememeleri nedeniyle, boş kadrolara uzun süre atama yapmamıştır. Hatta 07288 sayılı ve 22.01.2004 günlü adsız düzenleyici işlem ile Sağlık Bakanlığı, bünyesinde boş bulunan 1018 adet uzman hekim kadrosuna ilk defa uzman olarak atanacakları, Sağlık Bakanlığı Eğitim Hastanelerinden uzmanlık eğitimi görerek uzman olan hekimler ile sınırlı tutmuş, Tıp Fakültelerinde uzmanlık eğitimi gören uzman hekimleri bu atamalara dahil etmemiş, başvurularını almamıştır. Nitekim atama başvurularının sınırlandırılmasına ilişkin bu işlemin iptali istemi ile açılan Danıştay 5. Dairesinin 2004/1245 E. Sayılı dosyasında Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu tarafından yürütmenin durdurulmasına karar verilmiştir. İleri sürüldüğü gibi zorunlu hizmet sağlık hizmeti sunumunda son seçenek olarak kalan bir uygulama olmayıp, Sağlık Bakanlığı tarafından tercih edilerek hekimlerin temel hak ve özgürlüklerini ihlal eden bir uygulamadır.
Yukarıda belirtilen temel hak ve özgürlükleri sınırlayan ve bazılarını ortadan kaldıran 5371 sayılı Yasa ile getirilen devleti hizmeti yükümlülüğü (mecburi hizmet), sağlık hizmetlerinin dağılımındaki bozukluğu düzeltmek amacı ile getirildiği belirtilmektedir.. Ancak daha önce 2514 Sayılı Yasa’nın uygulandığı 22 yıl boyunca bu bozukluk ortadan kalkmadığı gibi, başka sorunların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Şöyle ki;
Hekimler de dahil ülkemizdeki sağlık insan gücünün büyük oranda istihdamını Sağlık Bakanlığı belirlemektedir. Yine sağlık insan gücünün çok büyük bir bölümü doğrudan Sağlık Bakanlığı kadrolarında çalışmaktadır.
Sağlık Bakanlığı bünyesinde İnsangücü Geliştirme Bölümü tarafından 1995 yılında bir araştırma yapılmış ve bu araştırma sonucunda bir rapor yayınlanmıştır. Bu raporda yer alan bazı tespitleri göre;
  Sağlık Bakanlığı istihdam konusunda sorumlu ve yetkili olduğu halde bu konuda planlama yapmamıştır.
    İhtiyacı belirlemede bilimsel kıstaslar kullanılmadığından ve politik tercihler ön plana çıktığından, istihdam da pek çok sorunla karşılaşılmaktadır. Mevcut durumda standart kadrolar ihtiyaç ve işlevlere göre değil, nüfus ve yatak sayılarına göre belirlenmektedir.
  Türkiye’de sağlık insan gücünün bölgeler arası dağılımı dengesizdir. Farklılıklar sadece kır-kent arasında değil, doğu-batı arasında mevcuttur.
  Coğrafi dağılımdaki dengesizliğin nedenleri arasında sağlık kurum ve kuruluşlarının dağılımındaki dengesizliğin yanısıra dağılım sorunlarının kaynağında yatan asıl etken yerleşim yerlerinin gelişmişlik düzeyidir.
  Sağlık insan gücündeki sayısal gelişmelere rağmen halen coğrafi , mesleki ve fonksiyonel dağılıma ilişkin problemler sürmektedir.
  Temel Sağlık Hizmetleri veren sağlık ocaklarına, ülkenin doğusuna ve kırsal kesime personel sağlanmasında izlenen başlıca yöntem mecburi hizmettir. Bu uygulamada personel hareketliliğinin ve mesleki tatminsizliğin hizmete yansımasından ileri gelen sorunlar çözülememiştir.
    Coğrafi dağılımı dengelemek için son on yılda iki ana politika izlenmiştir.
1.      Sağlık personeli sayısını arttırmak: Bu uygulamada sağlık personelinin işlevleri, iş yükleri ve kalitesi gözönüne alınmadan yapıldığından istenilen sonucu verememiştir.
2.      Zorunlu Hizmet: Gelişme düzeyi düşük olan bölgelerdeki açığı kapatmak için 1980’li yılların başında 2514 Sayılı Yasa ile hekimler için zorunlu hizmet uygulaması getirilmiştir. Bu politika hizmet kalitesi ve sağlık personelinin iş doyumu ile ilgili sorunlar yaratmıştır.
Sağlık Bakanlığı raporunda yer alan çözüm önerileri ise şunlardır;
 Mevcut sistemdeki sorunların giderilebilmesi için sağlık insan gücü politikalarının geliştirilmesinde, hedeflerin saptanmasında, hizmet organizasyonunda ve uygulamada köklü değişikler gereklidir. Planlama, eğitim ve istihdam fonksiyonlarının tutarlı bir insan gücü politikası çerçevesinde yürütülmesi ve çalışma koşulları, hizmet kalitesi konusunda bir denetim mekanizmasının kurulması gereklidir. Ayrıca hizmetin etkinliği açısından istihdamda yerel insiyatifin arttırılması ve istihdamda zorlayıcı yöntemlerin bırakılması gereklidir.
  İhtiyaca ve kullanıma dayalı olarak genel hedefler belirlenmelidir.
 Sağlık personelinin sayıca az olduğu bölgelerde ayrıcalıklar ve ek sosyal haklar sağlanabilir.
   Az gelişmiş yörelerde istihdamı özendirmek amacıyla Türkiye’deki tüm ilçelerin çekicilik düzeylerine göre endekslenerek sıralanması, ve bu sıralama sonucu belirlenecek katsayıların ücretlendirmede kullanılması da vardır.
  Ülkedeki dengesiz dağılımın azaltılması açısından daha etkili bir politika ücretlendirme sisteminin personelin az olduğu bölgelerde çalışmayı ödüllendirici nitelikte olmalıdır.
Ülkemizde hekim ve diğer sağlık çalışanlarının dengesiz dağılımı sorununu, sağlık hizmeti sunmak için gerekli altyapının sağlanmasından bağımsız düşünmek olanaksızdır. Yıllarca sürdürülen “mecburi hizmet” uygulaması da Sağlık Bakanlığı raporlarına da yansıdığı üzere sağlık hizmetlerinin ülkeye dengeli dağılımını sağlayamamıştır. Bilindiği üzere sağlık hizmeti hekimden ibaret değildir. Yine sürdürülen uygulamalar göstermiştir ki; istihdam politikaları sosya-ekonomik yapıdaki farklılıkları değerlendirip, az gelişmiş bölgelerdeki eksiklikleri giderici önlemler alacak şekilde geliştirilmez ise, sağlık alt yapısının ve insan gücünün dağılımındaki dengesizlikler devam edecektir.
5-Öte yandan Sağlık Bakanlığı 08.06.2004 gün ve 25486 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe koyduğu “Sağlık Bakanlığı Atama ve Nakil Yönetmeliği” ile “Sağlık Bakanlığının sağlık hizmetleri sınıfına dahil personelinin ilk defa atamalarında ile nakillerinde, hizmetin gerekleri esas alınarak atamayı belirli kurallara bağlamak, hizmette verimliliği arttırmak ve yurdun değişik hizmet bölgeleri ve alanlarında görev yapmalarını sağlayarak, hizmetin yaygınlaşmasını temin etmek ve sağlık insan gücü alanında bölgeler arası eşitsizliği ortadan kaldırmak üzere uyulacak usul ve esasları” belirlemiştir. Yönetmelik hükümleri ile Türkiye bölgelere ayrılmış, her hizmet bölgesi için zorunlu asgari çalışma süreleri öngörülmüştür. Zaten 657 Sayılı Yasa ve ilgili diğer hukuksal mevzuata dayanılarak hazırlanan bu yönetmelik ile Sağlık Bakanlığı kendi kadrolarında çalışan ve çalışmaya başlayacak olan sağlık personeline, belli bölgelerde belli sürelerle çalışma zorunluluğu getirmektedir. Esasen yanlış istihdam politikalarına dayalı atamalar, özendirici tedbirlerin yokluğu ve yukarıda belirtilen sağlık alt yapısına ait sorunlar nedeniyle sağlık hizmeti sunumundaki dengesizlikler giderilememiştir. “Sağlık hizmeti sunumundaki dengesizlik ve hekim dağılımındaki dengesizlik sorununun çözülmesi” amacı bu zorunlu hizmetin uzun yıllar süren uygulaması ile gerçekleşmediği görülmüştür. 5371 sayılı Yasa ile getirilen devlet hizmeti yükümlülüğü ile eğitim hakkına, bilim ve sanat hakkına amaca uygun olmayan, üstelik bu amaç içinde zorunlu ve gerekli olmayan sınırlama getirilmiştir. Zorla çalıştırılmama hakkı ortadan kaldırılmıştır. Bu sınırlamaların ve müdahalenin 13. madde de öngörülen demokratik toplum düzeni gereklerine aykırı olduğu açıktır.
6- Anılan Yasa dışında Türkiye Cumhuriyeti Yasalarında, hiçbir meslek grubuna, herhangi bir burs vb. karşılığı devletin eğitim giderlerini karşıladığı öğrenciler dışında devlet hizmeti yükümlülüğü getirilmemiştir. Hele bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde hiçbir biçimde ve hiçbir yerde mesleklerini yapamayacaklarına dair bir düzenlemeye yer verilmemiştir.
Yasanın ek 3. maddesi ile Anayasa’da kabul edilen dinlenme hakkı kapsamında “yıllık izin” süresi bile hizmet süresine dahil edilmemektedir. Tıp fakültesi mezuniyeti, uzmanlık eğitimi sonrası ve yan dal uzmanlık eğitimi sonrası olmak üzere bir hekime üç kez ayrı ayrı devlet hizmeti yükümlülüğü getirilerek, hekimlerin bilimsel çalışmalara katılmaları teşvik değil adeta cezalandırılmakta, Bilim ve Sanat hakkı ihlal edilmektedir.
Kapsam maddesinin düzenlendiği geçici 6. maddesinin uyarınca da, aynı yıl tıp fakültesine veya uzmanlık eğitimine başlayan öğrencilerin kurumlarında uygulanan akademik takvim farklılıkları nedeniyle , bir bölüm öğrenci Yasanın yürürlüğünden kısa bir süre önce mezun olarak devlet hizmeti yükümlülüğünden kurtulmuş, ancak takvimi uzayanlar ise bu yasanın kapsamına girmişlerdir. 5371Sayılı yasa, özellikle de uygulaması yönünden hekimlere yönelik bir yükümlülük getirerek, Anayasa’nın genel eşitlik ilkesinin düzenlendiği 10. maddesine aykırılık taşımaktadır. Eşitlik ilkesi gereği eşit ya da farklı davranmanın sosyal hukuk devleti ilkelerine uygun objektif nedenlerinin olması gereklidir.
7-Anayasaya aykırı olan 5371 Sayılı Yasa’nın devlet hizmeti yükümlülüğüne ilişkin anılan hükümlerinin müvekkile uygulanması işlemi açıkça hukuka aykırıdır. Uygulanması halinde giderilmesi güç zararların doğacağı açıktır. Bu nedenle yürütmenin durdurulmasına karar verilmesin istemek zorunda kalmış bulunuyoruz.
HUKUKİ NEDENLER : Anayasa,İYUK ve sair ilgili mevzuat.
DELİLLER : Ekte sunulan belgeler ilgili hukuksal deliller.
İSTEM SONUCU : Yukarıda belirtilen ve resen tespit edilecek nedenler karşısında, 05.07.2005 gün ve 25866 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5371 Sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu, Sağlık Personelinin Tazminat Ve Çalışma Esaslarına Dair Kanun, Devlet Memurları Kanunu Ve Tababet Ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun ile Sağlık Bakanlığının Teşkilat Ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile Sağlık Hizmetleri Temel Kanununa eklenen Ek madde 3,4,5,6 ve Geçici 6. maddelerin Anayasa’ya aykırılığına ilişkin gerekçelerimizin “ciddiliği” gözönünde tutularak, dosyanın Anayasa Mahkemesine gönderilmesine, Bu hükümler uyarınca müvekkilin devlet hizmeti yükümlülüğüne tabi tutulması işleminin yürütmesinin durdurulmasına ve iptaline,yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı idareye yükletilmesine karar verilmesini vekaleten saygılarımla diler ve isterim.

About Dilekceshop

Check Also

Kalite Belgeleri Hakkında Tüm Merak Edilenler

Kalite belgeleri; insanların tüketim olarak aldıkları ürünler için, hizmet verdikleri alanlar için devlet tarafından onay …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.